Büyük Britanya Gezi Rehberi – Part 5 – Cotswolds

Herkese merhaba,

Son yıllarda Londra’nın en sıcak havalarına tanıklık ettiğimiz bu güzel günlerin kıymetini bilip günübirlik bir rota hazırladık.  Daha önce Bath – Stonehenge gezimizde aslında Cotswold bölgesinde yer alan bazı küçük kasabaları (Castle Combe gibi) gezmiştik. Ama kuzeyini gezme fırsatımız olmamıştı. Bu gezimizde Cotswold’un kuzeyinde kalan sevimli mi sevimli, ortaçağdan fırlamış kasabaları geziyoruz. Umarım sizde keyifle okursunuz.

IMG_2323.JPG

Eşim cuma günü aslında 2 günlük bir rota yapmıştı. Bir güne ne kadarını sığdırabilirsek, o kadarını gezmeye karar verdik. Kalan yerleri de önümüzdeki haftasonu gitmeyi planlıyoruz.

Cotswold adanın batısında, Gloucesterhire ile Oxfordshire bölgelerinin arasında yer alıyor. Yemyeşil bir bölge. Burada zamanın durduğunu hissediyorsunuz. Gerçekten çok yavaş akıyor. Çok eski tarihlerden kalma kasabaların ve köylerin olduğu, içlerinden küçük pırıl pırıl derelerin aktığı, balıkların yüzdüğü, kendine özgü bal taşı rengindeki muazzam taş evleriyle huzur veren, her evden sarkan rengarenk çiçeklerin misler gibi koktuğu, kuş cıvıltılarının eksik olmadığı muazzam yerler. Geçmişte İngiltere’nin ünlü klasik müzik bestecilerinin yaşadığı bölge olan burası, bugün doğa ile iç içe yaşamak isteyen ünlüleri de ağırlıyormuş. Genelde yaşlı nüfusun fazla olduğu bu bölgelere insanlar emekli olduklarında taşınıyorlarmış.  ‘Cots’ ağıl ya da meraların etrafındaki çitler anlamına geliyormuş. ‘Wold’ ise yayla, bozkır anlamına geliyor. Etrafta çok fazla çiftlik ve meralarda otlayan koyunlar, inekler vardı. Adına yaraşır bir yer olmuş.

Rotamızın uzun ve uğranacak yerlerin çok olması sebebiyle sabah saat 5’e saatimizi kurduk. Maalesef uyuyakalmışız. Kalktık, evden çıktık derken saat 9’a geliyordu. Yol üzerinde mola verip, klasik bir ‘English Breakfast’ ile midemizi şenlendirdikten sonra yola devam ettik. Eskiden alışmadığımız bu kahvaltı çok garip gelse de, serpme kahvaltıları hala çok özlesekte artık favori kahvaltılarımızdan biri 🙂

IMG_1748.JPG

IMG_1745

Bibury

İlk durağımız olan Bibury’e Londra’dan yaklaşık bir buçuk saat sonra vardık. İngiltere’nin en güzel köylerinden bir tanesi burası. Hatta bazı dergilerde en romantik köy olarak seçilse de benim favorim hala Castle Combe. Köye girer girmez bizi atlarıyla karşılayan köylü insanlar oldukça samimiydiler. Kilisenin o tarafta elma ağaçlarının karşısına biz de atımızı parkettikten sonra Arlington Row‘a doğru yürümeye başladık 🙂

IMG_1753

Nehir kenarında küçüçük bir kafe ve hediyelik eşya dükkanları bulunuyor. Günümüzde bu evleri hala kullanıyorlarmış. Nehir kenarından geçerken gözümüze çarpan köy evlerinden bazıları:

IMG_1791

IMG_2342

IMG_2343

IMG_1788

Snapseed 3

IMG_1784

IMG_1771

IMG_1765

IMG_1815

Arlington Row

14 yy’dan kalma bu evler yan yana dizilmiş inci gibi duruyorlardı. Her ev birbirinden süslüydü. Bu bölge eskiden yün depoları olarak tasarlanmış daha sonra dokumacılar tarafından uzun yıllar boyunca günlük yaşadıkları evler olarak kullanılmış.

Snapseed 11

Snapseed

IMG_1803

IMG_1798

Nehrin yanından Swan Otele doğru yürüdüğünüzde ileride Bibury Alabalık Çifliği‘ni göreceksiniz. Belli bir ücret karşılığı balık tutmak için tüm ekipmanları size sağlıyorlar. Gitmeden internet sitesinden mutlaka kontrol edin. Bazı zamanlarda balık tutmaya izin verilmiyormuş.

Painswick

Bibury’den çıkıp, yarım saat sonra Painswick’e vardık. Burası da tıpkı diğer köyler gibi Cotswold taşlarından yapılan evlerin bulunduğu, diğer köylere göre biraz daha büyük olan bir yer. Kasabanın hemen meydanında yer alan Saint Mary Kilisesi önünde 5 dakikalık bir mola verip, Rococo bahçelerine gitmek üzere yola çıktık.

Snapseed 10

IMG_1876

IMG_1887

Rococo Garden

Otoparka girer girmez karşımıza Triumph model eski klasik bir araba çıktı. Sizce hangisi daha güzel 🙂

IMG_1825

1740’larda, Benjamin Hyett, misafirlerini Painswick House’da eğlendirmek için alışılmadık bir bahçe olarak tasarlamış burayı. Çok düzenli kısımları olsa dahi, bir o kadar kendi halinde olan koca ağaçların olduğu kısımlarda içeride mevcut. Bu gizli vadide konuşlanmış ve samimi bahçe partilerini düzenlemek için mükemmel bir tiyatro yeri haline getirmiş. Mimarisi de oldukça farklı. 

IMG_1858

IMG_1855

Painswick’te bulunan keyifli bahçeye giremedik. Kendine ait otoparkı bulunan bu bahçeye giriş 8.50 pound. Şansımıza bir İngiliz düğünü olduğu için bahçede bazı bölümler kapalıydı. Kafesinde oturup buz gibi yerel biralarından içtikten sonra çiftliğe gitmeye karar verdik. Çünkü içeri girsek birçok yeri göremeyecektik. Kafede otururken düğün için gelen davetlileri izleyip, farklı bir deneyim yaşadık. Bizim kültürümüzden çok daha farklı. Herkes düğün için özel hazırlansa da hala doğallıklarından ödün vermiyorlar. Bizdeki gibi abartılı elbiseleri, makyajları, saçları yok. Son derece doğallar. Sadece geleneksel şapkaları ile düğüne renk katıyorlar.

IMG_1832

IMG_1842

IMG_1847

Cotswold Farm Park

Rococo Garden’dan ayrıldıktan 40 dakika sonra çiftliğe varmıştık. 1971 yılında bazı çiftlik hayvanlarının ırklarını korumak için Cotswold Farm Park kurulmuş. Çok büyük bir tutku ve zevkle işletildiği o kadar belli ki.. Çalışanlar son derece güleryüzlü. Çocuklara hayvan sevgisini aşılamak için sayısız aktivite bulunuyor. Tavşanlara, guinee domuzlarına, ördeklere, koyunlara, kuzulara, domuzlara dokunup sevebileceğiniz, onlar hakkında birçok bilgi edinebileceğiz bir çiftlik yaratmışlar. Kendine ait kocaman bir otoparkı var. Giriş ücreti ise 13 pound.

IMG_1898

IMG_1905

IMG_1914

IMG_1923

IMG_1946

Bu küçük kız tavşanı büyük diye ağlıyordu 🙂

IMG_1948

Cotswold Farm Park, hayvanları seven herkes için aslında. Her yaştan insanı eğlendirmek için birçok aktivite bulunuyor. Parkın güzel tarafı, ziyaretçilerin, kuzuları keçileri biberonla beslemeleri ve tavşanlara, civcivlere dokunup, sarılma imkanı bulmaları. Eğlenceli olmanın yanı sıra, çiftlik ve nadir ırklı çiftlik hayvanları hakkında da bilgi edinebileceğiniz birçok fırsat bulunuyor. Ayrıca traktör gezintisi de yapabilirsiniz. İşte çiflikten sevimli hayvanlar:

IMG_1951

IMG_1968

IMG_1975IMG_2010

IMG_1999

IMG_1990

IMG_1980

IMG_1976

Snapseed 6

İngiltere maçı olması sebebiyle herkes kafede maçı izliyordu. Çok kalabalık olmaması sebebiyle rahatça gezdik. Gezinin en keyifli ve eğlenceli noktası burası oldu diyebilirim.

Cotswold Lavender

Çiftlikten ayrıldıktan 10 dakika sonra buraya vardık. Broadway yakınlarındaki Snowshill’deki Cotswold Lavanta bahçeleri mutlaka görülmesi gereken yerler arasında. Yolunuz bu taraflara düşerse, bu gözalabildiğine uzanan misler gibi kokan harika bahçeyi ziyaret etmeden gitmeyin. Girişi 4 pound. İçeride istediğiniz kadar kalabiliyorsunuz. Genellikle Haziran’dan Temmuz’a kadar çiçek açan mor lavanta tarlaları gerçekten görülmeye değer manzaraya sahip. Gitmeden önce internet sitelerinden lavantaların durumu hakkında bilgi alabileceğiniz fotoğraflar var. Bu şekilde yeni mi ekildi, yoksa sezon bitimi mi görebilirsiniz bilmiyorum ama biz çok şanslıydık en güzel zamanına denk geldik. İşte size mor bahçeler:

Snapseed 7

FullSizeRender

Snapseed 18

Snapseed 22

Snapseed 24

Lavantaların arasında fotoğraf çekilirken çok dikkatli olmak gerekiyor. Şayet arıya alerjiniz varsa bence hiç girmeyin. Heryer arı kaynıyor. Vızıltıları insanı biraz geriyor. Sanki heran sokacaklar gibi 🙂

Keyifli şekilde gezip, uzun uzun fotoğraf çekildikten sonra kafesine soluklanmak için uğradık. Burası tarafından yapılan meşhur bir dondurması var. Hayatımda lavantalı dondurma hiç yememiştim. Çok farklı mutlaka deneyin. Ağzınıza lavanta taneleri geliyor. Ayrıca bu kafeden çeşitli lavanta yağlarını, çaylarını. kozmetik ürünleri, banyo malzemelerini bulabilirsiniz. Satın almak isterseniz çok güzel hediyelik eşyalar da bulunuyor.

Snapseed 8

IMG_2185IMG_2059

Broadway Tower

Lavanta Bahçelerinden çıkmamız neredeyse 5’i bulmuştu. Kuleye giriş saat 5’e kadar. 5 dk’lık yakınlıkta olan bu yere gittiğimizde maalesef kapanmıştı. Broadway Tower, Cotswolds’daki en yüksek ikinci nokta olan Broadway Hill’in tepesinde yer alıyor. Broadway’e yürüyüş yapmadan önce küçük bir merdiven çıkmak istiyorsanız, Broadway Tower’a çıkıp tepeden manzaraya göz atabilirsiniz. Açık bir günde, Güney Galler’e kadar tüm yolun görüldüğü söyleniyor. Ama tırmanmasanız bile, Broadway Tepesi’nin tepesinden harika manzaralar da oldukça göze çarpıyor. Kulenin yanından uzanan up uzun yolda keyifli bir yürüyüşte yapabilirsiniz. 6 mil uzunluğunda olan bu yol Broadway’e kadar uzanıyormuş. Biz dışından fotoğraf çekilip yolumuza devam etmek durumunda kaldık.

Snapseed 2

Snapseed 9

Blockley

Ve son durağımız Blockley. Bu köyde yapılacak neredeyse hiçbirşey yoktu. Küçük bir bar bulduk. Mutfak saat 6 olmadığı için açık değildi. Daha önceki yazılarımızda da belirttiğim gibi İngiltere’de bu tarz küçük kasabaları gezerken biraz dikkatli olmanız gerekiyor. Yoksa aç kalabilirsiniz 🙂 Çok acıktığımız için bekleyeceğimizi söyleyip, bahçede keyifli bir masaya oturduk. Fish and chips’i hemen hemen her yere yiyebilirsiniz. Hepsinin tadı neredeyse aynı ve güzel.

IMG_2241

Snapseed 4Snapseed 5FullSizeRender 3

Yemeğimizi yiyip Londra’ya doğru yola çıktık. Yaklaşık bir buçuk saat sonra eve varmıştık.

Bu küçük köyleri hiç sıkılmadan yeniden gezebilirim. Londra’ya gelirseniz mutlaka ama mutlaka görmeye gidin. Gözünüz kadar ruhunuzu da besleyen büyülü yerler buralar.

Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle. Keyifli sürüşler.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Bu sitenin arkasında WordPress.com'un gücü var.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: