İtalya Yunanistan Part – 5 – Büyüleyici Liman Şehri Trieste

12.06.2017 Pazartesi

Ertesi sabah Venedik’ten hızlı trene binip, motorumuza kavuşmak için yola çıktık. Burası İtalya’nın kuzey doğusunda yer alan bir liman şehri. Tren yolculuklarını her zaman sevdiğimiz için keyifli ve konforlu geçen iki saatin ardından Trieste’ye vardık.

DCIM101GOPROG0528177.JPG

İlk olarak söylemek istediğim şey burası Çeşme’ye o kadar benziyor ki.. Harika bir sahil yeri. Tabi ki Ege denizinin o masmavi sularından sonra denize girdikleri plaj berbat olsa da, şarabınızı elinize alıp, bir taraftan lezzetli makarnanızı yiyip, huzur veren tekneleri Eataly’de izleyebilirsiniz. Ama lütfen saatlere dikkat edin. Bu şehirde öğleden sonra 2’de tüm restoranlar kapanıyor ve 6 gibi açılıyor. Aynı şekilde gece 10’dan sonra da tüm restoranların mutfakları kapanıyor.

IMG_20170612_174313_758Motorumuzu almak için trenden iner inmez koşa koşa hemen limana gittik. Motoru almaya giderken planlar üstüne planlar yaptık. Türkiyeden yaptığımız araştırma neticesinde bu küçük şehirde gidilebilecek bir kaç güzel yer var. Hemen motorumuz alıp tek tek gezmek istiyoruz. Taksiye binip limanın girişine vardık. Şöyle bir etrafa baktım ve dedim ki ne kadar zor olabilir. Motoru verirken biraz çile çektik orası doğru ama bu sefer aynısı olmayacaktı. Dakika bir gol bir, içeriye giremedik. Maalesef sevgili Türkiye’deki yetkililer göndermeleri gereken mail ve evrakları göndermedikleri için bir türlü limana giremedik. Hayalimiz bir saatte motorumuzu alıp, öğle yemeğine gitmekti fakat ne motorumuzu alabildik ne de öğle yemeği yiyebildik. Saat 3’e kadar Türk yetkilileri ile iletişime geçmeye çalıştık. Oraya telefon, buraya mail derken kapıda kaldık. Öyle boş boş kapıda beklerken içeriye giren bir Türk kamyon şoförüne denk geldik. Hayatımızı kurtardı diyebiliriz. İçerideki ofisle iletişime geçip, evraklarımızın ve giriş mailimizin atılmasını sağladı. Sonunda limana girdik fakat gemi geliş saati 4 olmasına rağmen öğrendik ki gemi daha Adriyatik denizinin ortasındaydı. Gelmesine saatler vardı.

IMG_7060Birşeyler yemek icin limandan tekrar ayrıldık. Saat 2’yi çoktan geçtiği için tüm mutfaklar kapanmıştı. Tabi ki aç kaldık. Havanında sıcak olması sebebiyle çok fazla Trieste’de dolaşmak istemedik. Eataly’nin içinde açık bir kahve dükkanında bulduğumuz herşeyi yedik. Saat 6’da limana giriş kapandığı için, saat 6 olmadan geri döndük. Giriş işlemleri tamamlandıktan sonra geminin içine sadece evraklarda adı yazan kişi girebiliyor. O nedenle yanınızda eşiniz ya da arkadaşınız varsa bence limana hiç sokmayın. Yok yere saatlerce sizi içeride beklemek durumunda kalabilir. Biz eşimle birlikle limana girdik. Fakat motorumuzu almak için geminin yanaştığı alana onu almadılar. O nedenle girişte İtalyan gümrük görevlileri ile beklemek zorunda kaldı. Çok az türkçe öğrenmişler. Gayet sıcakkanlı ve misafirperver şekilde ağırlanmış. Tüm işlemleri tamamlayıp, limandan çıktığımızda saat 10’a geliyordu. Limandan çıktığımız o anı asla unutamam. Sonunda hayalimiz gerçek oluyordu. O hafif rüzgar, havanın mis kokusu herşey bir başka güzel geliyordu.

Koşarak kendimizi bir restorana attık. Günün yorgunluğu ve stresi üzerine öğle yemeği de yiyemediğimiz için iyice acıkmıştık. Kesinlikle Trieste’de balık ürünlerini deneyin. Hepsi taze ve günlük. Unutmayın, saat 10’a kadar siparişinizi vermeniz gerekiyor. Yoksa mutfağı kapatıp, sadece içecek siparişi alıyorlar. Yemekten sonra sevimli, barların olduğu hareketli sokakları gezdik. Trieste gündüz çok sıcak olduğu için şehir resmen akşam yemeğinden sonra uyanıyor gibiydi. Motorumuza kavuşmanın verdiği heyecanla şehri bir güzel turladık. Kocaman en meşhur olan Piazza Unità d’Italia meydanının etrafı harika yapılarla 270 derece cevrili. Burası tüm şehri anlatıyor. Limanin en tepesinde bulunan Opicina tepesinin de manzarası harikaydı. Trieste’ye 8 km uzaklıkta olan Mirimare Şato’suna gitmeyi çok istemiştik fakat moturumuzu çok geç limandan çıkarabildiğimiz için ona zaman kalmadı. Motoru alcaz mı, alamıcaz mı, yarına mı kalcak, yarın ki plan nolcak diye geçen stresli saatlerin ardından yüzümüzde tebessümle otelin yolunu tuttuk. Malum asıl gezi yarın başlıyordu.

Yurt dışında ilk defa motor kullandığımız için nereye park edilir, neresi güvenlidir pek fikrimiz yoktu. Gelmeden önce de bir çok yazı okudum. Hem Türkçe hem de yabancı kaynaklar aynı şeyi söylüyordu: “Motosiklet hırsızlığı çok yaygın.” O kadar çok uyarı vardı ki stres yaratmaya başlamıştı. Genelde kalacağımız yerleri seçerken motosikletin güveninden emin olacağımız  otoparklı yerleri ayarlamıştık ama bir bu otel standartımıza maalesef uymuyordu. Neyse ki otelin ufacık bir deposu varmış, görevlilerden rica ettik. Onlarda bizi kırmayıp oraya parketmemize izin verdiler. Gerçi biz motosiklet diyince sanırım scooter zannettiler, 270 kiloluk birşey beklemiyorlardı sanırım.

Otel bilgisi: Hotel Le Corderie

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Bu sitenin arkasında WordPress.com'un gücü var.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: