Bursa

Seyahat etmeyi çok seviyoruz. Sanırım buna sebep olan ikimizinde özgür tarafı ve bitmek bilmeyen bir enerjisinin olması. Hafta içi çok yoğun bir tempoda çalıştıktan sonra, haftasonları en ufak fırsatları değerlendirip, bir yerlere kaçmaya çalışıyoruz. Uzun lafın kısası iki ITcinin motorcu olmaya karar vermesi ile başlıyor bu hikaye 🙂

Motorumuzu yaklaşık 2 ay bekledikten sonra Ocak 2017inin 2. haftası kavuştuk. İstanbul'da bitmek bilmeyen bir kış olduğu için ilk gezimizi 18 Martta gerçekleştirebildik.

18 mart günü sabah 10.30da İstanbul'dan yola çıktık. Pırıl pırıl bir güneşle aydınlanan masmavi gökyüzü sanki bugün sizin gününüz diyordu. Osmangazi köprüsünden geçip, Cumalıkızık, Gölyazı ve Mudanyayı gezmeyi hedeflemiştik. TEM otoyolunu kullanarak yaklaşık 2 saat sonra Cumakızık'a vardık. Burası Osmanlıların Bursa'ya ilk yerleştikleri bölgelerden birisi. Toplamda 270 haneli olan bu köyde, bir çok tarihi evde insanlar hala yaşamaya devam ediyor. Bazı evlerde ise restorasyon çalışmaları devam ediyor. Aslında bu köylerden 15 civarı olduğu söyleniyor. Uludağ’ın dik eteği ile vadilerin arasında sıkışıp kalan bu köylere konumlarından dolayı ”kızık” adı verilmiş. Diğer Kızık köylerinden topluca buraya gelinip, cuma namazı kılınan bu köye de Cumalıkızık adı verilmiştir. 2014 yılında öneminden dolayı UNESCO Dünya Miras Listesine alınmıştır.

Bursaya sadece 10km uzakta olan bu şirin köye otobandan ayrıldıktan sonra çok az daha yol gitmeniz gerekiyor.
Tiger gibi 270 kiloluk büyük ve ağır bir motorla Cumalıkızık meydanına girmemenizi şiddetle tavsiye ediyoruz. Eski köy yolunun taş yapısı nedeniyle hem yavaş gitmek hem de dengede kalmak pek de kolay olmadı. Neyseki bir sıkıntı yaşamadan hemen meydanın yanındaki köy okulunun bahçesine motorumuzu parkettik.

Ekipmanları çantalara yerleştirdikten sonra düştük köyün yollarına. Bizi köy meydanında evde yaptıkları harika ürünleri satan teyzeler karşıladı. Mis gibi zeytinyağlı yaprak sarmaları, çıtır çıtır incecik hamurdan yapılan ev baklavaları, erişteler, ev yapımı reçeller ne arasanız hem midenize hem de gözünüze hizmet eder cinstendi.
Köyü gezdikten sonra tabi ki hepsinden yedik. Boşuna motora yük etmeye gerek yok 🙂

Köy meydanından yukarıya doğru çıkarken rengarenk taş, ağaç ve kerpiçten yapılan bu eski evler gözlerinizi dolduruyor. Daracık sokakların taş döşemeleri arasında akan Uludağın tertemiz su sesi içinizi huzurla kaplıyor. 

Betonarme evlerin azlığı, bu köyün ne kadar güzel korunduğunun bir göstergesi. Bir rivayete göre, bu köyden toprak alamıyorsunuz. Mal, mülk dededen, toruna geçiyormuş. Kültürün bu kadar güzel şekilde devam etmesini sağlayanda belki bu. 

Yolunuz buraya düşerse köydeki tek gezilebilen Kiraz Ev'i görmeden sakın ayrılmayın. Yaklaşık 350 yaşında olan bu evin minik bir avlusu var. Sıcacık, yeni çekilmiş mis gibi kokan bir Türk kahvesi içtikten sonra evi gezmeye başlıyoruz. Ahşap merdivenlerinden çıktığınızda burada yaşayan eski insanları düşünmeden kendinizi alamıyorsunuz. Evde bulunan tüm eşyalar Bursa ve çevre köylerden buraya getirilmiş. Bursa dışından ve tarihi olmayan eşyalar kabul edilmemiş. Sadece o yörede kullanılan eşyaların burada olması sizi daha da etkiliyor. 3 katlı olan bu tarihi evin küçük odalarında eski eşyaları görebilirsiniz.
DCIM105GOPROG0033857.JPG
Kiraz ev
Kiraz evden ayrılıp, ünlü cin aralığına doğru gidiyoruz. Burası çıkmaz bir sokağın sonunda bulunan dar bir geçit aslında. Kurtuluş Savaşı'nda işgalcilerin peşine düştükleri askerler bu aralıktan kaçarak kurtulmuşlar. İşgalciler ne olduğunu anlamadan askerleri gözden kaybedince, askerleri cinlerin kaçırdığını düşünmüşler. Adı buradan geliyor. 

Cin aralığının sonundaki bir eski evde bizi kendine garip bir şekilde çekti. Orada da bir fotoğraf çekilmeden yolumuza devam etmedik.

DCIM105GOPROG0053894.JPG

Karnımızın acıktığını hissedip, köy meydanına geri dönüyoruz. Köy meydanındaki bir evin avlusunda restoran işleten bir teyze tüm konukseverliği ile bizi evine davet ediyor. Pamuk adında sevimli mi sevimli bir köpeği var. El açması gözlemelerimiz hazırlanırken dayanamayıp tezgahlara göz gezdirmeye gittim. Yaprak sarması ve ev yapımı baklavamızı da alıp, geri geldim. Yemeklerimizi yedikten sonra mutluluğumuz bir kat daha arttı.
DCIM105GOPROG0104026.JPG
Pamuk
Yemekten sonra köyün en tepesinde çocuk parkının yanından havalandırdığımız namıdiğer çitlembik (dronumuz) ile köyü kuşbakışı görüntüledik.
Çitlembik havada uçarken yanımıza gelen 3 çocukla sohbet ediyoruz. Burada doğup büyümüşler. Buradan bahsederken hepsinin gözlerinin içi gülüyor. O kadar mutlular ki..
Köyün diğer köpeklerini de kuyruklarını sallayarak kendilerini sevdirmek için yanımıza geliyorlar. Onları da sevmeden ayrılmak olmaz. 
DCIM100MEDIADJI_0028.JPG
1 saat gezeriz dediğimiz köyde, zamanın nasıl geçtiğini anlamadan tam 3 saat kaldık. Artık motora binme vakti..

Bir sonraki durak dizilere konuk olmuş Gölyazı.


                                   GÖLYAZI

20170318_163625
Cumalıkızık'tan ayrıldıktan sonra yaklaşık 50 dakika sonra vardığımız Gölyazı Ulubat Gölü kıyısında bir yarımada. Burası tarihi bir yer fakat geçmiş döneminden pek bir şey kalmamış günümüze. Yine de küçük mavi renkteki süslü kayıkları, samimi teyzeleri ile gönlümüzü kazandı. Kuşbaşı görünüşü adeta masallardan fırlamış gibi. 
Küçük bir balıkçı kasabası aslında. Burada yaşayanlar geçimlerini balıkçılık ve tekne turlarıyla sağlıyorlar. 

Gölyazı'da neredeyse tüm direklerin üzerinde leylek yuvaları var. Tam meydana girerken leyleği havada gördük. Eee hadi bakalım 🙂

Anakaraya bağlanan dar bir köprüden geçtikten sonra motorumuzu parkedip, gezmeye başlıyoruz. Gölden çıkardıkları balıklarını satan amcalar, tekne turu için sizlere seslenen şalvarlı teyzelere teşekkür edip kendimize huzurlu bir köşe bulduk.

IMG_6019

Burası bir zamanlar Apollon Krallığı'nın başkentiymiş. Ufak tefek eski sur kalıntıları ve tarihi bir kilisesi olan bu yarımada da ağlayan çınar gezmeye gelenlerin ilgi odağı. Şuan sit alanı olarak koruma altına alınmış.

Araba gürültüsünden uzak, sessiz, huzurlu eski sokakları gezerken yaşlı bir dedeyle karştık. Yardıma ihtiyacı olup olmadığını sorduğumda teşekkür edip, evime geldim kızım diye cevap verdi. Eee ne de olsa eski toprak. 
Bir kaç sokak ötede küçük sevimli kız kendi yapıp, sattığı takıları bize anlattı, ardından kameramıza poz verip, el salladı.

bursakiz
Bu adada herkes o kadar samimi ve içten gülümseyip selam veriyor ki.. Bu hissi çok özlediğimizi kendi aramızda bir kere daha konuştuk.

Sokakları gezdikten sonra köy meydanına doğru ilerliyoruz. Meydanda gölün hemen kenarında, koca çınarların altında oturabileceğiniz yerler var. Birşeyler içip, gölün manzarasında gezen süslü tekneleri izledikten sonra köprünün karşısında bulunan ağlayan çınara gittik. 744 senedir sapasağlam ayakta. O kadar eski ve yaşlı ki seneler onu yana doğru yatırmış. Ağacın gövdesinin bir bölümünden kaynak suyu çıktığı için Ağlayan Çınar demişler.
DCIM100MEDIADJI_0040.JPG
Güneş yavaş yavaş batarken Çitlembik'i uçurmak için Zambak seyir tepesine çıktık. Tepeye çıkan yol kısa bizim için eğlenceliydi. Toprak bir yol ve yarı çamur yarı taşlık bir yol. 1200cc motorun torkunu bir kere daha anlamış olduk bu yolda.
Çitlembik havalandığında gördüğümüz manzara müthişti. Bu adayı tepeden kuş bakışı görmek harika! Balıkçıl kuşlar bir önümüzden bir arkamızdan dalışa geçti. Bizi biraz tedirgin etse de Gölyazı'nın üzerinde gezip fotoğraf ve video çektik. Yüksekte iken göl, ada ve sazlıklar rahat bir şekilde görülebiliyor. Sazlıkların arasında ise küçük mavi kayıklar var. Zamanımız olsaydı hepsinin ayrı ayrı fotoğrafını çekmek isterdim. Konuklarını gün batımında gezdiren süslü kayıkları da çekip, güneşi batırdık.

Artık hazırlanma zamanı. Ekipmanlarımızı giyip, Mudanya'ya doğru yola koyuluyoruz.


                                  MUDANYA

Gölyazı'dan yaklaşık bir saat sonra Mudanyaya akşam saat 7:30 gibi vardık. Planımız IDO ile Yenikapı'ya geçmekti. İnternetten kontrol ettiğimizde sefer bulunuyordu fakat iskeleye gittiğimizde o gün sefer bulunmadığını öğrendik. O nedenle Mudanya'da gezemeden tekrar İstanbul yollarına düştük. Bursa'ya doğru geri dönerken çok acıktığımız için bir restoranda mola verdik. Buranın yemekleri ve aldığımız tatlar İstanbula göre daha farklı. Ne olursa olsun yolunuz Bursa'ya düşerse ve et seviyorsanız yemeden geçmeyin. Yemeğimizi de yedikten sonra yine aynı rota üzerinden İstanbul'a geri dönmek için yola koyulduk. 

Motorla ilk kez gece bu kadar uzun bir seyahat yaptık. Otoban paralı ve pahalı olduğu için sanki yolda bir tek biz vardık.

turrotasi
Rotamız

Bu yazdığımız ilk blog yazımızdı. Sürçü lisan ettiysek affola. 

Bir başka gezi de buluşmak dileğiyle. Herkese motorlu, keyifli günler diliyoruz.

Bursa” için 2 yorum

Kendininkini ekle

  1. Merhaba,
    Harika bir gezi olmuş, adını bildiğimiz ama yakınlarından geçip de uğramadığımız, görmediğimiz güzel beldelerimizi bize gezdirdiğiniz için size teşekkür ediyorum.
    Kazasız, mutlu geziler diliyorum.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Bu sitenin arkasında WordPress.com'un gücü var.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: